ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞI AÇISINDAN ALÇI Yapılar eskiden organik malzemelerle ve alçının da önemli bir yer aldığı inorganik malzemelerle inşâ edilirdi Doğasal ve insancıl. Günümüzün "çağdaş" yaşamalanlarını ise, doğaya ve insan metabolizmasına yabancı, yapay malzemelerle şekillendiriyoruz. Doğa ve canlılar ile olan etkileşimlerini bilmeden, salt teknokratik bir gözle bakarak. Oysa bu değişine paralel, doğadan giderek uzaklaşan insanın kültürel çöküşünü gördüğümüz halde, hastalıkların, toplumsal mutsuzlukların artışını ve konutunu artık yuva olarak algılayamadığını bildiğimiz halde, kanser hücreleri gibi betonlaşmaya devam ediyoruz. Bu bağlamda, yapı malzemesi olarak alçıyı inşaat günlüğünden alıştığımız fiziksel/ekonomik özellikleri ile sınırlamak yerine, bütünsel bir açıdan değerlendirmemiz doğru olur. Malzemenin yaşam çevrimini bilerek. Aslında, yapılaşmanın odağını teknolojik-fiziksel, ekonomik ve mimari çıkarlar yerine, ilk sırada - saygınlığıyla, fiziksel ve ruhsal sağlığıyla- insan alabilseydi, aralarında alçının da bulunduğu sağlıklı yapı malzemelerinin yapı sektörünün tüm alanlarında kabul görmeleri son derece kolay olacaktı. Oysa hem devlet yönetimlerince hem de kamusal araştırmacılar tarafından konunun ele alınması bile gereksiz görülmüş, hatta doğal yapı malzemelerine dönüş, kimi üniversite profesörlerince ortaçağa dönmekle eş anlamlı görülmüştür. Sağlıklı malzeme bilincinin günümüzde tabana en fazla yayılabilmiş olduğu orta Avrupa'da bile durum 20 yıl önceki çevre koruma çalışmalarına benzemektedir. Coğrafyamızda ise "ekolojik döngüyü bozmayan" malzeme bir yana, çevrecilik kavramı bile ya özümsenmeden emekletümeye çalışılmakta, ya da ekonomik gelişmeyi engelleyen bir lüks olarak red edilmektedir. Piyasaya sürekli olarak yeni yapı malzemeleri, yapı donatım ekipmanları, mobilyalar vs. getirilmektedir. Bu ürünler özlü biyolojik ölçütler yerine, salt ekonomik-teknolojik ve fiziksel ölçütlere göre değerlendirilip, yüzyılımızın dini haline gelen reklamlarla tüketiciye ulaştırılmaktadır. Bu bağlamdaki belki de tek doğru, bir kobay haline gelen insanın "tüketici" tanım'amasma indirgenmesi olsa gerek. Örgütlenen yeni yapı ve yerleşim alanları, beraberinde, dikkate alınmayan, bütünü öğrenmeyen, çok yönlü yeni sağlıksal etkileşimler getirir. Nitekim, World Health Organization. WHO'nun tanımlamasına göre, en geniş kapsamı ile modern yapı sektörü, insanın "bedensel-ruhsal ve toplumsal" refahını en yüksek düzeye ulaştırmaya çalışmak yerine bugün daha çok köstek olmak durumundadır. Yapıların canlılar üzerindeki sağlıksal etkilerini inkar etmemek için bu tür ortam etkileri hakkında çok fazla bilgi sahibi olmaya herhalde gerek yoktur. Doğa bilimlerinin bilgi kuramına göre (özellikle biyolojinin ve etolojinin) her canlı, mikro kapsamda (yapı, tabiat) ve makro kapsamda (iklim, atmosfer, evren) çevresini bir ürünüdür ve bu çevre ile etkileşim içerisindedir. Yaşantımızın %90'ını yapay yollardan oluşturulmuş kapalı mekanlarda geçirdiğimize göre, bu yapay çevrelerin duvarlarının, tavanlarının, iç donanımlarının ve malzemelerinin' niteliklerini kuşkusuz önemsemeliyiz. Bugün özellikle gelişmiş toplumlarda üzerinde önemle durulan bir konu "sağlıksal tedbirliliktir". Yani hastalan tedayi etmek zorunda kalmak yerine, başından hastalanmamak için önlemler almış olmaktır. Bu alanda, konut hastalıkları ve kapalı ortama bağlı sağlıksal etkilenimleri açısından yapılarımız ve yapı malzemelerimiz en önemli bir rolü oynamaktadır. içinde barındığımız bu yapay habitatların günümüzdeki durumunu ise, ayrıntılara inmeden şu şekilde değerlendirebiliriz: • Hijyenik açıdan insanın saatte 30 - 60 m3 temiz havaya ihtiyacı olduğu bilinmektedir.Oysa günümüzdeki konutlarda, okullarda, iş yerlerinde, iç mekan yüzeyleri yeteri kadarnefes alamadığından (difüzyona kapalı) bu ihtiyaç çok küçük bir orandakarşılanmaktadır. Neticede öncelikle nefes darlığı, yorgunluk, performans düşüklüğü,sağlıksal dispozisyon, zehirlenme vs. görülmektedir. • Modern yapılarda oda havasındaki nem oranı %20 - 30 (kış aylarında) gibi, ekstremsayılacak kadar düşük değerlerdedir. Sağlıklı bir iç mekanda nem oranı %40 - 60arasındadır. Düşük nem oranı ile oluşan kuru hava özellikle soğuk algınlığı, astım, başağrısı ve halsizliğe yol açar. • Tehlikeli kimyasallar ile üretilmiş olan çeşitli yapı malzemeleri, yapıştırıcılar, boya vecilalar ile evlerde kullanılan temizlik maddelerinden sağlığa zararlı buharlar açığaçıkmaktadır. • Günümüzde yapılarda yaygın olarak kullanılan bir çok yapı malzemesinin radyoaktifkirlilikleri, yeryüzündeki doğal ortam emisyonlarından kat kat fazladır. Bilindiği gibi bualanda sağlığa zararlı olmayan, tolare edilir bir dozaj belirlemesi yoktur. • Konutlarm, okulların, iş yerlerinin büyük çoğunluğunda, plastik maddelerin, sentetikreçineli cilaların vs. kullanımı, ayrıca elektrik tesisatının ve ekipmanının gerektiği kadar • Atmosfer ile bedenimizdeki hücre ve organlar arasındaki yaşamsal önemi olan yük değiş tokuşu-etkileşimi (havadaki iyon dengesi, havadaki doğal elektriksel alanlar, düşük frekanslı alternatif alanlar, arzi ve yersel mikro dalgalar), modern konutlarda önemli • Psikologlar ve etologlarca yapılan araştırmalara göre doğaya yabancı olan kütlesel ikametler ile giderek yaygınlaşan psikolojik-ruhsal hastalıklar arasında yakın bağlantılar vardır. Nezaketsizlik, sıkılma, kendi kabuğuna çekilme, nevroz, duygusuzluk, saldırganlık, bayağılık, depresyonlar gibi günlük hayatımızda artık kabullendiğimiz rahatsızlıkları çoğu Sağduyumuz bize bu gerçeklerin ciddiyetle ele alınmasını ve malzeme seçiminde köklü bir düşünce dönüşümünün gerektiğini söylemektedir. Ancak, aralarında alçının da bulunduğu doğal yapı malzemelerinin sağlığımızı muhafaza etmek konusunda ihtiyati bir faktör ve bir terapi olarak göreb lecek seviyenin ne yazık ki henüz daha çok uzağındayız
|